Kapadokya'da Ne Yenir? En Meşhur 10 Yöresel Lezzet

Köz üzerinde bakır sahanda fıkırdayan etli yöresel güveç, yanında mezeler ve tandır ekmeği
Mehmet UstaMehmet Usta25 Nisan 20269 dk okumaSon güncelleme: 12 Ağustos 2026

Kapadokya'ya gelen her ziyaretçinin kafasındaki ilk soru bellidir: balonların nereden kalkacağı, gün batımında hangi tepeye çıkılacağı, vadilerde hangi rotanın yürüneceği. Ama bütün bu sorular bir yere kadar gider; akşam masa başına oturulduğunda yeni bir merak başlar. Kapadokya'da ne yenir, hangi tabakta bu toprakların hikayesi saklı, hangi kokuda Uçhisar'ın rüzgarı var? Bu yazıda, peri bacalarının arasından sızan o eski Anadolu mutfağının on yöresel lezzetini, hangisinin neyi anlattığını da unutmadan tek tek dolaşacağız.

Bu coğrafyanın yemekleri öyle bir günde, bir yemekhanede oluşmadı. Asurlular, Hititler, Bizans, Selçuklu, Osmanlı — hepsi bir baharatı, bir pişirme yöntemini, bir ekmek mayasını bu topraklarda bıraktı. Volkanik tüfün içine oyulmuş peynir mahzenleri, bağ evlerinin testi şarapları, tandırların altındaki köz közü etler bugün hala aynı tabaktan çıkıyor. Kapadokya'da ne yenir sorusunun cevabı, bu yüzden tek bir yemeğe sığmaz; bu coğrafyanın kendisidir aslında cevap.

1. Testi Kebabı — Toprağın Içinde Pişen Hikaye

Kapadokya denince akla gelen ilk yemek hiç şüphesiz testi kebabıdır. Avanos'un kırmızı kil topraklarından çıkan çömleklerin içinde dana ya da kuzu eti, kuşbaşı doğranmış sebzeler, sarımsak, biber ve yöresel baharatlar buluşur. Pişirme süresi en az dört saattir; bu süre boyunca etler ve sebzeler birbirinin suyunu emer, lezzetler iç içe geçer. Sonuçta ortaya, çatalın ucuyla bile dağılan, ağızda eriyen, üstüne ekmek banılası yoğun bir sos çıkar.

Asıl sahne ise pişme bittiğinde başlar. Testi, kor ateşin başında ısınmaya devam ederken misafirin önüne getirilir ve özel bir balta ya da bıçakla boğazından kırılır. Çıkan yoğun buhar, kil kokusu ve etin aroması bir ritüel havası yaratır. Bu pratik aslında çok eski bir teknikten gelir: toprak kap, içindeki yemeği eşit ısıtır ve nemini korur. Aynı sebeple Roma döneminden bu yana Anadolu'da kullanılan bir pişirme yöntemidir.

2. Tandır Kebabı — Yer Altının Sabırlı Lezzeti

Tandır kebabı, Kapadokya köylerinin damaklarda en eski izlerinden biridir. Yerin altına oyulmuş, tabanı kor közle dolu silindirik bir tandır çukuruna; tuzlanmış, biberle hafifçe ovulmuş kuzu eti tellerle asılır. Üstü kapatılır ve dört, beş hatta bazen altı saat boyunca düşük ısıda kendi suyunda pişer. Bu kadar uzun pişirmeye rağmen et lif lif ayrılır, asla kurumaz. Sebebi tandırın içinde dolaşan nemin etin yağıyla birleşmesidir.

Geleneksel olarak tandır kebabı düğünlerde, sünnet törenlerinde, hasat sonrası şenliklerde pişirilirdi. Bütün köy aynı tandırın etrafına toplanırdı. Bugün hala Avanos, Mustafapaşa ve Uçhisar civarında bu geleneği sürdüren ustalar var. Sofrada yanına yağlı bulgur pilavı, közlenmiş biber ve domates, soğan piyazı eşlik eder. Tek bir lokmada bile yer altının o ağır toprak kokusunu hissetmek mümkündür.

3. Nevşehir Mantısı — Anneden Kıza Geçen Bohça

Mantı denince ilk akla Kayseri gelse de Nevşehir mantısı kendine has bir yere sahiptir. Hamur biraz daha kalındır, içine konulan kıyma soğan ve baharatla yoğrulur, kapatma şekli bohça gibidir; köşeleri yukarı doğru kıvrılır ve fırında veya tencerede pişirilir. Bazı köylerde mantı haşlamak yerine fırında üstü çıtırlatılarak servis edilir. Üzerine sarımsaklı yoğurt ve eritilmiş tereyağında közlenmiş kırmızı biber dökülür.

Bu yemek tarif değildir, neredeyse bir hatıradır. Köy düğünlerinde gelin tarafının kız evi annesinden mantı yapımını öğrenmesi beklenirdi. Bir tepsi mantı saatlerce el emeği ister; ince hamur açılır, dilimlenir, küçük kareler kesilir, tek tek bohça yapılır. İşte bu sebeple Nevşehir mantısı bir lezzet olduğu kadar, yörenin sosyal dokusunun da küçük bir özetidir. Kapadokya'da ne yenir diye sorduğunuzda, mantıyı denemeden geri dönmek olmaz.

4. Düğün Çorbası — Sofranın İlk Selamı

Düğün çorbası, adını boşuna almamıştır; Kapadokya köylerinde gerçekten de düğün sofrasının ilk yemeğidir. Kuzu ya da dana eti, et suyunda nohutla birlikte uzun uzun haşlanır. Sonra un, yumurta sarısı, limon ve yoğurt karışımıyla terbiye edilir. Üzerine kuru naneyle közlenmiş tereyağı sosu dökülür. Renk olarak hafif sarımsı, kıvam olarak kremsi, lezzet olarak hem ekşi hem zengin bir çorbadır.

Bu çorbanın asıl sırrı, terbiyesinin tutmasında saklıdır. Yumurta ve un karışımı çorbaya hızlı eklenirse kesilir; o yüzden tencerenin sıcağı azaltılır ve ılıtılan terbiye yavaş yavaş çorbaya verilir. Eski ustalar, terbiyeli çorbanın iyi yapılmış olup olmadığını kaşıkla anlar — kaşığın arkasında ince bir film tabakası bırakırsa kıvam tutmuştur. Bu titiz hazırlık, neden hala düğün ve özel davet sofralarının baş tacı olduğunu açıklar.

5. Ayran Aşı Çorbası — Kapadokya Yazının Serinliği

Yaz ortasında Uçhisar veya Göreme civarında dolaşırken vadilerden yükselen sıcak hava, ayran aşıyı yörenin en sevilen yaz başlangıcı haline getirmiştir. Bulgur, nohut, yeşil mercimek önce ayrı ayrı haşlanır, sonra tencerede buluşturulur. Soğutulmuş sade yoğurt suyla inceltilerek karışıma katılır. Tabağa konduktan sonra üzerine kuru nane, közlenmiş kırmızı biber ve çok az tereyağı serpilir.

Soğuk servis edilen bu çorba, yaz aylarının iftar sofralarının da değişmezidir. Hafif olduğu için ana yemekten önce iştah açar, baharatın ferahlığı sayesinde nemli akşam saatlerinde bile rahatça yenir. Geleneksel olarak büyük taş kaplarda saklanır; mahzen serinliği bu çorbayı buzdolabı icat edilmeden önce taze tutardı. Bugün hala bazı köy evlerinde, kilerlerden çıkan derin kaplarla servis edildiğine tanık olabilirsiniz.

6. Kabak Çekirdekli Erişte — Kışın Pratik Pilavı

Kapadokya köylerinin kış aylarında belki de en çok karşılaşılan yemeği erişte pilavıdır. Ev yapımı erişte, tandır ekmeğinin yan ürünüdür; hamur açıldığında artakalan parçalar dilimlenir ve birkaç gün güneşte kurutulur. Kavrulduktan sonra pilavla birlikte pişirilen bu erişte, üzerine kavrulmuş kabak çekirdeği serpildiğinde Kapadokya'ya özgü farklı bir tabağa dönüşür.

Kabak çekirdeği bu yemekte sadece bir aroma değil, aynı zamanda bir besin pratiğidir. Yöre kadınları, sonbaharda hasattan kalan kabakların çekirdeklerini ayırır, kuruturup kavurur ve kış için saklar. Soğuk aylarda eriştenin üzerine konan bu çekirdekler hem çıtırlık katar hem de protein desteği sağlar. Geleneksel mutfakta hiçbir şeyin israf olmadığının güzel bir örneğidir — aynı sofradaki ekmek de, çekirdek de, baharat da yörenin kendi toprağından gelir.

7. Dolaz ve Köftür — Bağ Evlerinin Tatlı Hazinesi

Kapadokya'nın bağcılık geleneği, bu coğrafyanın en az şarabı kadar tatlı kültürünü de şekillendirmiştir. Dolaz, ipe dizilmiş cevizlerin üzüm pekmezi ile defalarca kaplandıktan sonra kurutulmasıyla yapılır. Görünüşü bir tür sucuğa benzediği için bazı yörelerde "cevizli sucuk" olarak da anılır. Köftür ise üzüm suyunun nişasta ile koyulaştırılıp tepsilere dökülmesi ve katılaşınca kesilmesiyle elde edilir; doğal bir lokumdur, içinde işlenmiş şeker yoktur.

Her iki tatlı da uzun aylar saklanmak üzere geliştirilmiştir. Bağdaki üzümün tamamı şaraba ya da şıraya dönüşmeden, bir kısmı pekmez yapılarak kışlık ikram için ayrılır. Bayram sabahları, çocuk misafirler için yapılan en özel ikramlardandı. Bugün Uçhisar ve Mustafapaşa civarındaki bağ evlerinde hala geleneksel yöntemle dolaz ve köftür yapan aileler var; biraz arayıp sorduğunuzda küçük üreticilerden alma şansı bulabilirsiniz.

8. Kayseri Pastırması ve Sucuk — Komşu Lezzetlerin Birliği

Coğrafi olarak Kayseri Kapadokya'nın hemen güneydoğusunda yer alır ve mutfak gelenekleri yüzyıllardır iç içe geçmiştir. Pastırma, sığır etinin uzun süre tuzda dinlendirildikten sonra ince çemen ve sarımsak karışımıyla kaplanıp kurutulmasıyla elde edilir. Tek dilim pastırma bile damakta uzun süre kalan baharat tabakaları bırakır. Sucuk ise dana etinden, sarımsak, kimyon, kırmızı biber ve karabiber karışımıyla yoğrulup bağırsağa doldurulur.

Kapadokya kahvaltı sofralarının olmazsa olmazıdır bu ikili. Sahanda yumurta yapılan tereyağına önce pastırma ya da sucuk konur, üzerine yumurta kırılır. Çıtırlamış kenarları, akıcı sarısı ve etin aroması bir araya geldiğinde, klasik kahvaltı tabağından çok daha öte bir deneyime dönüşür. Yörede özellikle serpme kahvaltı sunan mekanlar, bu ikiliyi tabakta öne çıkarır. Kapadokya'da ne yenir sorusuna sabah saatlerinde cevap arıyorsanız, başlangıç noktanız budur.

9. Kuru Kaymak — Beş Günde Olgunlaşan Sabır

Kuru kaymak, Kapadokya çevresinde Kaymaklı kasabasının en çok bilinen ürünüdür. Sıradan kaymaktan farklı olarak günlerce dinlendirilir ve bıçakla dilimlenebilecek katılığa kavuşur. Hazırlanışı sabır ister: taze inek sütü düşük ateşte uzun süre kaynatılır, üstüne biriken yağlı tabaka her gün dikkatlice toplanır ve serin bir mahzende katmanlanır. Beş günün sonunda, hafif sarımsı, yoğun aromalı, dilim dilim kesilebilen bir kaymak elde edilir.

Geleneksel kahvaltı sofrasında bal ile yan yana servis edilir. İki ürün birbirini öyle dengeler ki tek başına ne salt yağlı ne salt tatlı kalır; ortada zengin ama ferah bir lezzet vardır. Kapadokya'nın bal üreticileri de yöreye özgü kekik balı, çam balı ve geven balıyla bu eşleşmeyi tamamlar. Eğer kahvaltı sofrasında kuru kaymak görmüşseniz, o sofranın özenli hazırlandığından emin olabilirsiniz.

10. Şıra ve Hardaliye — Asma Yapraklarının Hediyesi

Sofranın başında bir kebap varsa yanında bir şıra olmalı. Kapadokya'nın bağ kültürü, asırlardır şarap kadar şıra üretimini de sürdürür. Şıra, mayalanmamış üzüm suyudur; alkol içermez, doğal şekerleri korur ve B vitamini açısından oldukça zengindir. Soğuk içildiğinde bağ evlerinin yaz akşamlarındaki hafif esintisi gibidir. Kışın ise hafif ısıtılarak tarçın ve karanfille servis edilir; sıcak şıra, soğuk algınlığına karşı yöresel halk hekimliğinin de yöntemlerinden biridir.

Hardaliye ise üzüm sapı, hardal tohumu ve baharatlarla mayalanmış bir içecektir. Lezzeti şıraya göre daha keskindir, hafif ekşimsi bir tadı vardır. Eskiden ağır et yemeklerinin yanında sindirimi rahatlatmak için sunulurdu. Bugün özellikle bağ bozumu sonrası, küçük üreticilerin elinde sınırlı miktarda bulabilirsiniz. Üzüm tohumlu birayla karıştırılmaması gerek; hardaliye, alkollü değildir ama tat olarak şarabı andırır.

Bu Lezzetleri Kapadokya'nın Neresinde Yiyebilirsiniz?

Yöresel mutfağı tatmanın en saf yolu, restoranın menüsünden çok arkadaki ocaktan geçer. Kapadokya'nın merkezi Uçhisar, Göreme, Avanos ve Mustafapaşa hattında geleneksel pişirme yöntemlerini sürdüren mekanlar bulabilirsiniz. Özellikle ocakbaşı kültürü hala canlı; alev başında pişen et, kömürün üstünde dönen sebze, taş fırından çıkan ekmek — bunlar herhangi bir restoranda değil, geleneği gözeten mekanlarda karşınıza çıkar.

Uçhisar'ın zirvesindeki KMU Mehmet Usta restoranı, 2009'dan bu yana Aksaray'dan başlayıp Kapadokya'ya uzanan bir ustalık çizgisinin sonucudur. Odun ateşi başında pişen testi kebabı, geleneksel tandır, serpme kahvaltıda buluşan kuru kaymak ve dolaz, bağ evlerinin şıra geleneği — hepsi bir arada bulunabilir. Volkanik taşların arasındaki manzarayla birlikte yenen yemek, sadece damağa değil hafızaya da işler. Bu yüzden Kapadokya'da ne yenir sorusunun en doğal cevaplarından biri buradan başlar.

Tek Bir Tabakta Bütün Bir Coğrafya

Bu yazı boyunca dolaştığımız on lezzet, aslında bir mutfaktan çok bir kültürün satır aralarıdır. Tandırın içine asılan etin sabrı, mantı bohçasının köşelerine işlenen aile bilgisi, dolazı kaplayan pekmezin bağ kokusu — hepsi Kapadokya'nın binlerce yıllık birikimini taşır. Yemek, burada sadece doymak için değildir; bir mevsimi, bir bayramı, bir bağ bozumunu hatırlamak içindir.

Bu coğrafyaya geldiğinizde sadece tepelere çıkmayın, yer altına da inin; sadece balon turunun fotoğrafını çekmeyin, bir kil testinin önündeki o anı da yaşayın. Çünkü Kapadokya'da ne yenir sorusunun gerçek cevabı, restoran menüsünde değil, ocağın başındaki o usul usul birikmiş zamanda saklı. Uçhisar'ın zirvesinde, volkanik taşların gölgesinde, geleneksel mutfağın bütün katmanlarını tek bir sofrada bulmak isterseniz; KMU Mehmet Usta'nın ocağında, on altı yıllık bir ustalığın izini sürebilirsiniz.

Sık Sorulan Sorular

Merak edilenler

Kapadokya'da en çok yenen yemek hangisi?

Kapadokya'da en çok tercih edilen ve bölgeyle özdeşleşmiş yemek kesinlikle testi kebabıdır. Kuzu ya da dana etinin sebzelerle birlikte toprak bir testinin içine katman katman yerleştirilip ağzının hamurla mühürlenmesi ve saatlerce taş fırında yavaş pişirilmesiyle hazırlanır. Testinin servis sırasında masada kırılması hem görsel bir ritüel hem de tekniğin bir gereğidir, çünkü mühürlü ağız normal yollarla açılamaz. Bu yemek hem ziyaretçiler hem yöre halkı için bölgenin adeta imzası haline gelmiştir ve neredeyse tüm geleneksel restoranların menüsünde yer alır. Testi kebabının hemen ardından gelen bir diğer güçlü aday Nevşehir mantısıdır; küçük boyutlu, yoğun harçlı ve genellikle yoğurt-sarımsak sosuyla servis edilen bu mantı, bölgeye özgü bir çeşit olarak bilinir. Tandır kebabı da benzer şekilde toprak fırında veya yer altı ocağında saatlerce pişirilen bir başka klasik tercihtir. Kahvaltıda ise kuru kaymak, bal ve yöresel peynir çeşitleri öne çıkar. Kısacası Kapadokya mutfağını tek bir yemekle özetlemek gerekirse bu testi kebabı olur, ancak bölgeyi ziyaret edenlerin mantı ve tandır kebabını da mutlaka denemesi önerilir.

Kapadokya yemeklerinde en çok hangi baharat kullanılır?

Kapadokya mutfağı, ağır ve karmaşık baharat karışımlarından çok, az sayıda ama doğru seçilmiş baharatı öne çıkaran bir anlayışa sahiptir. Et yemeklerinde en sık kullanılan baharatlar kekik, sumak, kırmızı biber ve kuru nanedir. Kekik özellikle ızgara ve tandır etlerinde hem pişirme öncesinde hem servis anında kullanılır ve yemeğe karakteristik bir koku katar. Sumak, ekşimsi tadıyla özellikle kebap ve çiğköfte benzeri hazırlıklarda tercih edilir. Et yemeklerinde yaygın olarak kullanılan bir diğer önemli malzeme köy biberidir; bu, çoğunlukla kurutulmuş ve öğütülmüş kırmızı biberden oluşan, orta düzeyde acılığa sahip yöresel bir baharat karışımıdır. Kuru nane ise özellikle çorbalarda ve bazı sebze yemeklerinde ferahlatıcı bir not katmak için kullanılır. Tatlılarda kullanılan baharatlar tamamen farklıdır: tarçın ve karanfil, özellikle zerde, aşure ve bazı hamur tatlılarında sıkça karşımıza çıkar. Genel olarak söylemek gerekirse Kapadokya mutfağı, malzemenin kendi tadını bastırmayan, dengeli bir baharatlama felsefesini benimser. Bu yüzden yöresel yemekler genellikle çok acı veya çok yoğun baharatlı değildir; asıl vurgu malzemenin tazeliği ve pişirme tekniğinin üzerindedir.

Vejetaryenler için Kapadokya'da seçenek var mı?

Evet, Kapadokya mutfağı vejetaryen ziyaretçiler için oldukça zengin bir seçenek yelpazesi sunar. Bölgenin geleneksel tatlarından ayran aşı çorbası, yoğurt ve tahıl bazlı olup et içermeyen doyurucu bir başlangıç seçeneğidir. Kabak çekirdekli erişte, bölgeye özgü el açması eriştenin kavrulmuş kabak çekirdekleriyle harmanlandığı, tamamen bitkisel bir yemektir. Sarma ve dolma çeşitleri de - özellikle asma yaprağı sarması ve biber dolması gibi - çoğunlukla pirinç, soğan ve baharatlarla hazırlanır ve et içermeden servis edilebilir. Ayva dolması, tatlı-tuzlu dengesini seven vejetaryen misafirler için ilginç bir alternatiftir. Tatlı tarafında zerde, safran ve şekerle tatlandırılmış pirinç tatlısı olarak hem vejetaryen hem genellikle vegan bir seçenektir. Kahvaltı sofrasında da seçenekler oldukça geniştir: kuru kaymak, bal, çeşitli yöresel peynirler, zeytin, reçel ve taze ekmek bir araya geldiğinde başlı başına doyurucu bir vejetaryen kahvaltı sofrası oluşturur. Restoran seçerken menüde vejetaryen seçeneklerin net şekilde belirtilip belirtilmediğini kontrol etmek ve personelden bilgi almak, özellikle et suyu ile hazırlanan çorba veya pilavlar konusunda yanılgıya düşmemek açısından faydalıdır.

Kuru kaymak ile sıradan kaymak arasındaki fark nedir?

Kuru kaymak ve sıradan (yaş) kaymak, aynı ana malzemeden - genellikle manda ya da inek sütünden - elde edilse de hazırlanış süreçleri ve doku özellikleri açısından belirgin şekilde farklılaşır. Sıradan kaymak, sütün kaynatılıp yüzeyinde oluşan yağlı tabakanın toplanmasıyla elde edilir ve taze halde yumuşak, kremamsı bir kıvama sahiptir; genellikle kahvaltılarda bal ile birlikte tüketilir ve birkaç gün içinde tüketilmesi önerilir. Kuru kaymak ise bu sürecin bir adım ötesine geçilerek hazırlanır: kaymak günlerce, bazen bir haftadan fazla süreyle serin ve kontrollü bir ortamda dinlendirilir. Bu bekleme süresi boyunca kaymağın içindeki nem büyük ölçüde uçar ve yağ oranı yoğunlaşır. Sonuç olarak kuru kaymak, bıçakla düzgün dilimler halinde kesilebilecek kadar katı ve yoğun bir kıvam kazanır. Tat açısından da kuru kaymak, yaş kaymağa göre çok daha yoğun ve belirgin bir aroma taşır; bu da onu özellikle hediyelik ürün olarak tercih edilen bir kalem haline getirir. Kapadokya bölgesinde kuru kaymak, kahvaltı sofralarının vazgeçilmezi olmasının yanında, bal ile birlikte servis edildiğinde hem dokusuyla hem yoğun tadıyla öne çıkan, saklama ömrü de nispeten daha uzun olan bir üründür.

Şıra alkollü mü?

Hayır, şıra alkollü bir içecek değildir. Şıra, üzümün sıkılmasıyla elde edilen ve henüz mayalanma sürecine girmemiş taze üzüm suyudur. Bu haliyle içindeki doğal şekerler ve besin değerleri büyük ölçüde korunur; içecek koyu renkli, tatlımsı ve oldukça besleyici bir yapıya sahiptir. Özellikle bağ bozumu döneminde, yani sonbaharın başlarında Kapadokya ve çevresinde taze üzümden yeni sıkılmış şıraya sıkça rastlanır ve bu dönemde sıcak ya da soğuk olarak servis edilir. Şıranın alkole dönüşmesi için mayalanma sürecinden geçmesi gerekir; bu süreçte üzümdeki doğal şekerler mayalar tarafından alkole ve karbondioksite dönüştürülür. Mayalandırılmış ve belirli bir süre bekletilmiş hali artık şıra değil, şaraptır ve tamamen farklı bir üründür. Bu nedenle pazarlarda veya restoranlarda satılan taze şıra, çocuklar ve alkol tüketmeyen misafirler dahil herkes tarafından güvenle tüketilebilir. Bununla birlikte şıranın şeker oranı yüksek olduğu için diyabet gibi belirli sağlık durumları olan kişilerin tüketim öncesinde dikkatli olması ve gerekirse doktoruna danışması faydalı olur. Kapadokya'da özellikle sonbahar aylarında ziyaret edenlerin mutlaka denemesi önerilen geleneksel ve alkolsüz bir lezzettir.

Hangi mevsimde gelirsem hangi yemekleri tadabilirim?

Kapadokya mutfağı mevsimsel döngüye oldukça bağlı bir yapı taşır ve hangi dönemde ziyaret ettiğinize göre karşınıza çıkacak lezzetler değişkenlik gösterir. Yaz aylarında sofralarda ayran aşı çorbası sıkça yer bulur; yoğurt bazlı ve serinletici olan bu çorba, sıcak havalarda tercih edilen hafif bir seçenektir. Yine yazın soğuk şıra ve çeşitli sarma çeşitleri (özellikle taze asma yaprağıyla hazırlananlar) öne çıkar. Sonbahar, bölge mutfağı için özellikle önemli bir dönemdir çünkü bağ bozumu bu mevsimde gerçekleşir; taze sıkılmış pekmez, henüz mayalanmamış taze şıra ve dolaz gibi üzüm bazlı tatlılar bu dönemde en taze haliyle bulunur. Kış aylarına gelindiğinde ise sofralar daha ağır ve ısıtıcı yemeklere kayar: tandır kebabı, düğün çorbası ve sıcak servis edilen şıra kış mevsiminin öne çıkan lezzetleri arasındadır. Bu dönemde ayrıca kuru kaymak ve bal ile zenginleştirilmiş kahvaltı sofraları da özellikle tercih edilir. Testi kebabı ise mevsimsel bir sınırlaması olmayan, yıl boyunca her dönemde bulunabilen ve talep edilen bir klasik olarak bu döngünün dışında kalır. Özetle, hangi mevsimde gelirseniz gelin Kapadokya mutfağının o mevsime özgü bir lezzeti mutlaka sofrada bulunur.

Mehmet Usta

Mehmet Usta

Restoran Şefi · KurucuTüm yazıları

Aksaray'da başlayan mutfak yolculuğunu 2010 yılında Kapadokya'ya taşıdı. Uçhisar'ın zirvesinde, odun ateşinde pişirme geleneğini çağdaş sunum teknikleriyle buluşturuyor. Testi kebabından tandıra, yöresel reçeteleri özgün yorumlarla yeniden yorumluyor. Yerel üreticilerle çalışmayı ve mevsimsel malzeme kullanmayı ilke edindi. 16 yılı aşkın deneyimiyle ekibine ustalık aktarımını sürdürüyor.

  • MEB Aşçılık Ustalık Belgesi
  • Gıda Hijyeni ve Güvenliği Sertifikası (ISO 22000)
  • Türkiye Aşçılar Federasyonu Üyesi
  • Kapadokya Turizm Derneği Gastronomi Komisyonu